BMN COLUMN

Kader Maçını Green Olmadan Kazanmak

FaceBook paylaş Twitter paylaş Google paylaş Yahoo paylaş MSN paylaş Hotmail paylaş Delicious paylaş Digg paylaş

05.02.2018 Oğuz Zeytin yazdı..

Kader Maçını Green Olmadan Kazanmak
Trabzonspor’un şanlı mazisinde birçok büyük başarı olduğu kadar camianın son yirmi senesinde zorlayıcı bir travma yaşandığı da gerçektir. 1996’daki Fenerbahçe maçının etkisinden olsa gerek, kırılma anlarında özgüvenden yoksun ve umutsuz şekilde “Kesin kazanamayız”  algısı bizlere hakim oluyor. Büyüteci basketbol takımımıza tuttuğumuzda son üç sezonda uzatmaya giden sekiz maçın tamamının kaybedilmesi, Eurochallenge finalinde kupanın son salisede elimizden kayıp gitmesini daha net görüyoruz. Sezonun başında FIBA Europe Cup Ön Eleme serisi ikinci maçında Szolnoki Olaj karşısında 10 farka ihtiyacımız varken son saniyelerde yediğimiz basketle farkın 9’a düşmesi ve elenişimiz… Ligde Banvit deplasmanında Tolga Geçim’in son topta mucize üçlüğüne mahkûm olmamız… Her ne kadar basketbol aklından şikâyetçi olsak da, üstümüzde dolaşan kısmetsizlik halini de yok sayamayız.



İşte böyle bir tabloda Sakarya BB’yi Hayri Gür’de ağırladık. Maçtan hemen önce takımın lideri Caleb Green’in hastalığından dolayı takımla birlikte olamayacağını öğrendik. Gaziantep, KSK, Giresun ve Uşak gibi alt sıralardaki rakiplerimizle evimizde oynayacağımızı ve bunun büyük bir avantaj olduğunu daha önceki yazılarımda dile getirmiştim. İşte iç saha avantajımızın olup olmadığını test edeceğimiz (Malum Fenerbahçe maçında bu avantajın nasıl terse döndüğünü yaşamıştık), fikstürün kalan bölümüne dair mesajları verip veremeyeceğimiz bir maça çıkıyorduk. İşte bu sebeplerden ötürü benim için –belki erken bir adlandırma ile- tam bir “Kader Maçı” idi dün akşamki mücadele.

Sakarya’ya baktığımızda ilginç bir takımla karşılaşıyorduk. Son dokuz maçın yedisini kazanmış, üç uzunla oynayan, rakiplerine ribauntlarda büyük üstünlük kuran, oyunu ağırlıklı olarak içeriden oynayan geniş rotasyonlu ters bir takım görüntüsü vardı Sakarya’nın. Yüksek yüzdeyle üç sayılık isabete sahip olmalarına karşın ligin en az dış şut deneyen takımı konumundaydı Sakarya. Bu açığını iki hafta önce NBA’den kesilen Clawell’i alarak kapatmaya çalıştılar.

Karşılaşma bu ön analizi doğrular şekilde, Sakarya’nın ribauntlarda etkili olması ve topu Fall’a indirerek boyalı alanı kullanmasıyla başladı. Biz en etkili gücümüz olan hızlı hücumlarla, Eldridge’in arkadaşlarına servisiyle oyunu kontrol ettik. Savunmadaki gayretimiz skora yansımadı çünkü yarı sahada eksik yakalanıp yerleşme sorunları yaşayınca Jones ve Boothe’dan boş şutlar yedik. İlk çeyrek 25-24 üstünlüğümüzle geçildi.

Vasiliauskas ve Heslip’i aynı anda kenarda tutarak girilen ikinci çeyreğe arka arkaya iki top kaybıyla başladık. Ozan Bulkaz’ın takımın başına geçmesiyle dönem dönem yükselen savunma sertliğini, artık daha fazla süreye yayıyoruz. Repertuara alan savunmasını (Kısa süreli de olsa) eklediğimizi de belirteyim. Geçen haftaki Beşiktaş maçında Diebler kenardayken uyguladığımız bu savunma maça ortak olmamızı sağlamıştı. Dün akşam da alan savunmasına döndüğümüzde Sakarya ilk hücumda organize olamadı, ikinci hücumda el üstü bir şut buldu. Bu isabet sonrası tekrar adam adama savunmaya döndük. Periyodun son iki dakikasına 41-33 önde girmemize rağmen hücumda saha içi isabet bulamadık ve devre 43-42 sona erdi. Clawell’in süre dolmuşken kullandığı üç sayılık şutun geçerli sayılması geçen hafta yakındığımız hakem kararlarının son olmayacağını gösterir gibiydi. Hatırlarsanız, Beşiktaş maçının kritik anlarında Paul Harris’in basketini “süre doldu” diyerek iptal etmişlerdi.

Üçüncü çeyreğe inanılmaz bir rüzgârla girdik. Sahaya iyi yerleşip topu çevirince dört asist üzerinden 8-0’lık seri yakaladık. Hücum ribauntlarında aktiftik. Vasiliauskas’ın faul çizgisinden bulduğu üç sayı, Heslip’in iki üçlüğü ve basket faulü, tam saha baskıya karşı Harris – Obekpa işbirliğiyle gelen alley-oop farkı çift hanelere çıkardı ve son çeyreğe 70-58 önde girdik.

Eldridge’in basketleri, Heslip’in üçlüğü ve asistine iyi savunmayı da ekleyince fark bir anda yirmiye yükseldi: 80-60. Sakarya koçu Selçuk Ernak mola aldı. Bu mola dönüşünde alan savunmasına dönen Sakarya’ya karşı hücum etmekte zorlansak da (Bence farklı galibiyetten alacağımız en önemli ders buydu) karşılaşmadan 96-79 galip ayrıldık.

Takımın en tecrübeli oyuncusu Green’in yokluğunda takım halinde, maçın büyük bölümünü dört kısayla iyi mücadele ederek kazanmak büyük moral oldu. Yerli oyuncularımızın aldığı süre ve verdikleri katkı günün bir diğer kazanımıydı. Son çeyreğin başında Sakarya yaklaşık üç dakika sayı bulamazken Jankovic’in kaçan faulünü Boothe’un tiplemesi sonrası koç Ozan Bulkaz’ın kenardaki tepkisini gelecek adına önemli bir refleks olarak görüyorum. Eğer bu enerjiyi doğru yönetirsek geçen hafta olduğu gibi kaybetse de alkışlanacak bir takım seyrederiz.

TRANSFER: Green’in yokluğunda tekrar yüzleştiğimiz uzun ihtiyacımızı, bir kez daha hatırlatmam lazım.

ELEŞTİRİ: * Sakarya çift uzunla oynayıp topu sürekli içeri indirirken,
* Lazeric Jones’un ilk yarıdaki ve Clawell’in süre dolduktan sonra bulduğu isabet haricindeki iki dış isabeti de alan savunmasına karşı el üstü zorlama iken… Yani rakip dışarıdan çembere bakmıyorken,
* Üstelik uzunlarımız faul sorunu yaşıyorken… Alan savunmasını daha uzun süre yapabilirdik.

MAÇIN ADAMI: Basketbol takım oyunu. Takım halinde kazanır, takım halinde kaybedersiniz. Dün de böyle oldu. Heslip’in şutları, Eldridge’in her topa el uzatması… Hepsini kutlarım. Ancak Paul Harris’e ayrı bir parantez açmak gerek. Dudley ve Boothe’un arkasında kalarak sırtı dönük oyunları savunmasını, 218’lik Fall üzerinden aldığı ribauntları ve boyalı alanda bitirdiği pozisyonlardan bahsetmezsem olmazdı. Acaba Green dönünce, Harris’i dört numaraya çekip Green’i geçen seneki gibi mi kullansak?



Etiketler: Trabzonspor Basketbol, Oğuz Zeytin
FaceBook paylaş Twitter paylaş Google paylaş Yahoo paylaş MSN paylaş Hotmail paylaş Delicious paylaş Digg paylaş